Şerife Bacı'nın Hikayesi

SEHİT ŞERİFE BACI İşte Şerife gelin bu köylü ve 21 yaşında. O'nu 16 yaşın...

İstiklal Caddesi'nde Öküzlü Kağnılı Yürüyüş

İstiklal Caddesi'nde öküzlü-kağnılı yürüyüş 'İsta...

Şehit Şerife Bacı Kültür ve Sanatevi

Şehit Şerife Bacı Kültür ve Sanatevi Seydiler’de 17 Temmuz 2010’da...

Ana Haberler

ÜNİVERSİTEDE KONTENJANLAR BOŞ KALDI

News image

İNEBOLU MYO'YA 85 KAYIT YAPILDI  Kastamonu Üniversitesi İnebolu Meslek Yüksekokulu 2014-2015 akademik yılı ilk kayıt dönemi sona erdi. 1-5 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilen kayıtlarda İnebolu Meslek Yüksekokulu'ndaki 180 kontenjandan 85'ine kayıt yaptırıldı. İlçemizin eko...

Ana Haberler | Mehmet Acar | Çarşamba, 24 Eylül 2014

Devamını Oku...

İHALE ESKİ SAHİPLERİNİ BULDU

News image

Belediye eski hizmet binasının restorasyonu nedeni ile boşaltmak zorunda kalanlar, tekrar eski iş yerlerine, yenilenmiş olarak geçiyor.   İnebolu'muzun sahip olduğu birbirinden önemli tarihi ve kültürel değerleri İnebolu’ya kazandırma çalışmaları doğrultusunda, restorasyonu baş...

Ana Haberler | Mehmet Acar | Çarşamba, 24 Eylül 2014

Devamını Oku...

Videolar Yüklenmiştir

News image

Videolar web Sitemize yüklenmiştir. Zamanla Video Yüklenmesi Devam Edecektir. Videoları İzlemek İçin Galerimizi Ziyaret edebilir. Yada Buraya Tıklayarak Ulaşabil...

Ana Haberler | Site Yönetimi | Pazartesi, 27 Şubat 2012

Devamını Oku...

Şerife Bacı için 2 günde 60 kilometre yürüdül

News image

             Milli Mücadele`nin kadın kahramanlarından Şerife Bacı`yı anmak için Kastamonu`nun İnebolu ilçesinden yola çıkan bir grup kadın, 2 günde yaklaşık 60 kilometre yol katetti. Kastamonu Valisi Erdoğan Bektaş, İl Kültür ve Tur...

Ana Haberler | Mehmet Acar | Pazartesi, 20 Şubat 2012

Devamını Oku...

İNEBOLU DELİKTAS HES (HİDROELEKTRİK SANTRALİ)

News image

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Kastamonu Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından Deliktas köyü ve ilgili taraflara İlişi Çayı Deliktas mevkii üzerinde “Hidroelektrik Santrali (HES)” kurulması.  Ayrıca “Taş Kırma-Yıkama-Eleme Tesisi ve Hazır Beton Santrali” projesi ...

Ana Haberler | Mehmet Acar | Pazartesi, 20 Şubat 2012

Devamını Oku...

Teşekkürler Ahmet Kalaycı ve İzzet Akay...

News image

İnebolu Deliktaş Köyü’nden Ahmet Kalaycı ve Bozkurt Enişdibi Köyün’den İzzet Akay'ın 13 Haziran günü İstanbul’dan İnebolu’ya başlattıkları İstiklâl Yürüyüşü 2 Temmuz günü İnebolu'da sona erdi.   Tarihte ilk defa yapılan bu yürüyüşü başarıyla gerçekle...

Ana Haberler | Mehmet Acar | Salı, 12 Temmuz 2011

Devamını Oku...
Merve'nin Defteri

 

     İletişim dediğimiz zaman aklımıza insanların kendi arasında bilgilerinin, fikirlerinin, duygu ve davranışlarının aktarılması gelir, doğrudur da ve bunu bir tür alışverişe benzetebiliriz.  İletişim ile insanlar birbirlerini anlamaya çalışıp, sorunlarını paylaşarak çözüm arama yoluna girebilirler. Peki ya insanların bu iletişimi kuramamasının altında yatan sebeplere hiç baktık mı veya iletişimi daha verimli hale getirmenin yollarına?  Bu şiddetin, öfkenin veya anlaşamamanın git gide artıyor olması sizin de dikkatinizi çekmiyor mu? Siyasette terör konuşuyor, sokakta şiddet, insanlar arasında tartışmalar, futbolda kavgalar... Hayatımızın her alanında bizi içine alan ve iyice de sürükleyen bir şiddet seziyorum.  Peki ama neden biz bu şiddeti yaşıyor ve yaşatıyoruz? İletişim kuramıyoruz, konuşup anlaşamıyoruz, tek bildiğimiz ve öğrendiğimiz yol olan şiddete başvuruyoruz. Şiddetin sadece fiziksel şiddetten ibaret olma şartı da yokken hatta. Duygusal, psikolojik şiddet de bu bahsettiğim iletişimsizliğin önemli bir parçası olma yolunda ilerliyor.

      İnsanların birbirlerini anlaması veya aynı fikirde olması çok zor ki olmamalı da aynı fikirde.  Biliriz ki farklı renklerle güzeldir dış dünyaya bakışımız, anlam verişimiz. Herkesin aynı fikirde olması beklenemezken farklı fikirdeki insanlara karşı da bunu başarabilirsek onlara da saygı duyarak bunun sadece farklı bakış açısıyla alakası olduğunu görebilsek bile yeter herhalde. Oysa ki biz insanlar öyle yapmıyoruz. Bizden farklı düşünceye sahipse önce gardımızı alarak ona düşman olma yolunda hızla ilerliyoruz. Bu bizi ileri görüşlü yapmak yerine daha da geri adım atmamıza sebep olan hareket iken üstelik.

      Bence herşeyden önce etkili bir iletişimin yolu iyi bir dinleyici olmaktan geçiyor. İyi bir dinleyici olmak demek sadece karşıdakini duymak demek değildir, o kişinin ne hissettiğini ve düşündüğünü anlamaya çalışmaktır. İyi bir dinleyici olmak için sadece karşımızdaki kişinin ne dediğine, sözcüklerine odaklanmalıyız oysa ki çoğumuz söylediklerine karşılık vermek için çoktan kafamızda cümlelerimizi kurmuş oluyoruz ve onları söylemek için aklımızda tutarken karşımızdakinin ne dediğine odaklanmakta zorluk çekiyoruz. Böyle yaparak onu dinlemiş olmuyoruz sadece cevap verme yarışına giriyor oluyoruz veya son sözü söyleme yarışına giriyoruz.

    İletişimin daha birçok verimli yolları varken ben bir de sizlerle yapılmaması gerekenlerden bahsetmek istiyorum. Mesela yargılamak, suçlamak, alay etmek gibi hatalar da sıkça karşılaşılıyor ve gözden kaçmıyor iki insan arasındaki iletişimsizlik örneğinde. Benim bahsettiğim, sizlerin de düşünmesini istediğim bu iletişim kurma yolu yüz yüze olan, göz teması kurduğumuz, ses tonumuza dikkat ettiğimiz, vurgulamalarımızı doğru yerde yaptığımız sözlü iletişim türü idi. Bir de günümüzde bunun teknolojik boyutu da karşımıza çıkıyor. Modern dünyanın bize sunduğu telefon, internet gibi araçlar da iletişimimizi oldukça yüzeysel bir seviyede bırakabiliyor. Bu yüzden iletişim kurmamızı geliştirmenin yolu etkili şekilde yüz yüze konuşmaktan geçer.  Göz teması kurmamız, ses tonumuzun düzeyini ayarlamamız, beden dilimizi iyi kullanmamızın yanında karşıdakinin sözünü kesmeden, yargılamadan sadece anlamaya çalışarak sözcüklere odaklanarak dinlemek ve kendimizi onun yerine koymaya çalışarak ,ki buna empati diyoruz,  bunu başarabiliriz ve bu bizi iyi bir dinleyici ve etkili iletişim kuran kişi yapar.

 

    Herkese bol empati dolu bir yıl diliyorum!

 
Merve'nin Defteri

Madem ki köşe yazısı yazmaya başladık ve sizler de okumak için buradasınız o zaman niye daha fazla bekliyoruz.  Şuanda sizlere  bir psikolog adayının kaleminden yazıyorum, çiziyorum.  Aslında konuşulacak çok konu var insanın içinde tutamadığı belki de bazen tutmak zorunda kaldığı. Ben bu sefer konuya çocukluktan başlamak yerine  günümüzün gençlerini ele almayı tercih ettim, ayrıca kendi zamanımızdan örnekler vererek hep birlikte uçurumun farkına varmak tabi ki. 


Hani hep deriz ya ‘’gençlik nereye gidiyor?’’ diye. Biz de bu sorunun cevabını merak edenlerle geçmişten günümüze gezintiye çıkalım istedik.  Çok geriye gitmeyelim en yakın 90’lı yıllarında çocukluğu yaşamış olanlar bilirler ki  o zamanlar dışarıda oyunlar oynayan; toprakla, çamurla tanışan; mahalle maçlarında haklarını savunmayı öğrenen; elindeki taş ile oyun yaratan yaratıcı beyinler ve çanak, çömlek patlatan çocuklardık ve belki de son zamanıydı çocukluklarımızı en doğalından yaşama fırsatlarının. Hayatımıza teknolojinin girmediği veya yeni yeni girmeye başladığı zamanlar doğallığımızdan hala bir şeyleri kaybetmemiştik sanki o zamanda.


Şimdi 2000’li yıllara bakıldığına elindeki tablet, laptop, telefon gibi teknolojik aletlerden başını kaldırıp da dışarıdaki boş bankları dolduracak, parklarda koşup zıplayacak, elleriyle kumdan kaleler yapabilecek çocukların ellerindeki  sanal dünyaya hapsolduklarını ve eksik çocukluk yaşama ihtimalini görmüyoruz muyuz hep birlikte? Sanal dünyaya düşmüş çocuklarımızı kim kurtarmak istiyor peki bu düşten? Bence sayımız çok azdır. Çocuklarımız diyorum çünkü bu yeni nesil hepimizin eseri. Vakti geçsin, oyalansın diye eline tutuşturulan lego oyuncaklardan hazır oyuncaklara, tabletlere geçmelerini biz sağlamadıysak tamam.  Biz onları bir şeyleri kendi başına başarma hissiyle tanıştırmadan bu sanal, hazır dünyaya ne kadar da kolay teslim etmişiz öyle.  Belki de biz de çok değiştik, yada onlara ayak uydurmak uğruna koşturup duruyoruz adına da teknolojiyi yakalamak, takip etmek diyerek. 


Belki bizim imkanlarımız yoktu ama birlikte olmayı, mutluluğu tadabilmeyi, paylaşmayı, hissetmeyi öğrendik biz. Annemizin o tek göz odada sobayı yakamadığımız zaman sevgi ile ısınmanın mümkün olabildiğini yaşadık.  Elimizde tablet domates ekmedik belki sanal tarlamıza ama o huysuz amcaların erik ağaçlarından meyveyi koparmanın tadına varan son nesil kaldık.


En iyisi mi biz o günleri yad edelim, yine o güzel memleketlerimizde temiz havamızı alıp çocukluğumuzu, kolektif bir kültürden bireyselleşmeye bizi nelerin götürdüğünü, nasıl sürüklendiğimizi düşünürken geçmişimizi çocuklarımıza da hatırlatalım ve aktaralım, kim bilir belki de onlara bırakabileceğimiz en güzel miras hatıralarımızdır.